Kiminizin bildiği gibi, büyük çaplı bir proje üzerinde çalışıyoruz — Resimli Türkiye Florası. Türkiye’den pek çok botanikçi ve ressam bir arada çalışarak bu topraklardaki tüm bitkilere ait bilgileri bir araya getirmeyi ve yetenekli ellerde hazırlanan bilimsel illüstrasyonlar aracılığıyla bu bilgiyi görsel olarak aktarmayı hedeflemektedir.
Ben bu projede sanat editörü olarak görev yapıyorum. Temel işim; sanatçılar, botanikçiler ve bitkiler arasında köprü kurmak ve hazırlanan illüstrasyonları belirlenen standartlar çerçevesinde denetlemek. Proje için pek sık resim yapma fırsatım olmasa da zaman zaman bu şansı arada yakalayabiliyorum. Bu arazi çalışması da bunlardan biriydi.
Uzmanlık alanı süsenler olan babam Adil Güner ve diğer bir botanikçi Mehtap Öztekin ile birlikte keyifli bir maceraya atıldık. Güneyden doğuya, doğudan kuzeye, bazı süsen türlerini bulmak ve resmetmek için Türkiye’yi bir baştan bir başa dolaştık. Dağ yollarını izleyerek yaptığımız bu seyahatte gözlerimin önünden geçen güzellikler hafızamdan silinsin istemem. Her dağı, her nehri, doğanın unutulmuş her köşesini adı gibi bilen babamla yolculuk etmek de geziyi son derece öğretici kıldı. Artık yol boyunca gördüğümüz eski kalelerin, zirvelerin ve tepelerin, nehirlerin ve köprülerin adlarını biliyorum. Muhtemelen bir ay içinde hepsini unutacağım — ama yine de bilmek güzel.
Bir bitki ressamı olarak bir botanikçiyle birlikte arazi çalışması yapmak hem büyük bir ayrıcalık hem de ciddi bir meydan okuma. Bir botanikçi mümkün olduğunca çok yeri taramak ve araştırmasına değer katmak için birçok tür toplamak ister. Bir bitki ressamı ise bir tür bulunup toplandığı anda durup resmetmek ister. Ressam ile botanikçi arasındaki temel gerilim tam da buradan doğar.
Bilimsel değerde, nitelikli bir illüstrasyon hazırlamak için oldukça fazla zamana ihtiyaç vardır. Az zamanda da bir şeyler yapılabilir elbette; ancak ortaya çıkan resim daha az çekici, hatta daha da kötüsü, türü yanlış tasvir eder hale gelebilir.
Bu gezide ortak bir zemin bulmaya çalıştık. Kimi günler eskizlerimi yeterince rahat tamamlayabildim; kimi günlerse büyük bir telaşla sabahın beşinde kalkıp hızlıca çizimler yapmak zorunda kaldım.
Sonunda bir hafta içinde üç farklı süsen türünün renkli eskiz çalışmalarını tamamlamayı başardım. İşte nasıl oldu:
11 Haziran
1970’lerden kalma eski kayıtlara göre büyük bir süsen tarlası olan Adana yakınlarındaki bir lokasyona, Iris junonia umuduyla gittik. Hiçbir şey bulamadık; yaprak bile yok. Biraz hüzünlü bir gündü; boyamaya, kaydetmeye değer bir şey yoktu.
12 Haziran
Osmaniye çevresindeki Amanos Dağları’na Iris kirkwoodiae için gittik. Haziran bu tür için geç bir ay olduğundan yalnızca yapraklarına baktık — benim için resim günü değildi. Yine de böylesine zengin bir floraya sahip Amanos Dağları’nda olmak başlı başına bir keyifti. Bu gün ayrıca, yurttaş botanikçimiz Mehmet Çelik, I. junonia için olası yeni bir lokasyon bildirdi.
13 Haziran
Kadirli’nin kuzeyindeki yüksek arazilere I. junonia umuduyla geldik — ve bulduk, hem de harika bir şekilde! Süsenlerle kaplı bir tepe: sayısız I. junonia’nın yanı sıra Asphodeline, Verbascum, Gundelia ve daha pek çok türle bezeli doğal bir kaya bahçesi. Bunu görmek ne büyük bir zevkti! Resim yapabilmek için çeşitli örnekler ve nadir bir albino süsen topladım; bitkileri topladığım andan itibaren dua etmeye başladım. Birkaç saat sonra otele döndük ve gece geç saatlere kadar çalıştım.
14 Haziran
Devam etmek için yine beşte kalktım. Bir gün önceki gece çok verimli geçmişti ama renk çalışmaları ve çiçek kesit çizimleri hâlâ eksikti. Yola çıkışı biraz geciktirerek sabah ona kadar çalışabildim, yapabildiğimi yaptım. Ardından I. peshmeniana’nın yeni kayıt edilen bir lokasyonundan meyve toplamak için tekrar yola çıktık. Dağ yollarından geçerek Malatya’ya kadar gittik. Yol boyunca I. junonia yaprak örneklerini bir saksıda yanımda taşıdım.
15 Haziran
Sabahın ilk yarısında I. peshmeniana için yine dağlara çıktık. Öğleden sonra ekip başka bir yere devam etti, ama önce beni otele bıraktılar — bu harikaydı! I. junonia üzerinde çalışabileceğim yarım günüm vardı.
16 Haziran
Neredeyse tamamı yolda geçen bir gün: Munzur Vadisi’nden geçerek Malatya’dan Ardahan’a kadar sürdük. Erzincan ile Erzurum arasında, tam yolumuzun üstünde koca bir I. spuria subsp. musulmanica tarlasıyla karşılaştık. Bir kısmını herbaryum için topladık, bir kısmını ise ben resim yapabileyim diye saksılara diktik. Resmini tamamlayabileceğime pek ihtimal vermemiştim — çoğunlukla tomurcuktu — ama ne kadar toparlayabildiysem aldım. Ardahan’a vardığımızda hepimiz yorgunluktan bitikti.
17 Haziran
Ardahan civarında iki farklı lokasyona gittik. Sabah Çıldır yönünde I. aphylla için yola çıktık. Çiçek görmek için oldukça geç sayılırdı; nitekim yalnızca çiçek açmış tek bir birey bulduk. Tek örnek, istediğim türde bir illüstrasyon için yetmezdi; ben bu türden vazgeçtim, botanikçiler kendi çalışmalarını tamamladı. Öğleden sonra tam ters yönde Yalnızçam’a, I. sibirica için devam ettik. Yolda babam, bir önceki Türkiye Florası’nı hazırlayan Davis ve Ian Hedge’in 1957’de örnek toplamak için tam bu yoldan geçtiğini anlattı. 2020’de bile dar ve dolambaçlı olan bu yolun 1957’deki halini hayal etmek bile güç.
Bitkinin bulunduğu yere vardığımızda büyük bir fırtına patlak verdi. Çılgın bir yağmur kısa sürede doluya dönüştü, ortalık karardı. Fırtınanın geçmesini sabırla bekledik; ama süsen çiçeklerinin bu fırtınadan sağ çıkamayacağını biliyorduk. Yaklaşık bir saat sonra fırtına dindi ve ırmak boyunca tepeye tırmandık. Büyük bir taşın arkasına sığınmış tek bir birey dışında her şey hasar görmüştü. O örneği ve tomurcuk halindeki diğerlerini toplayıp saksıya diktim. Otele döndüğümde elimde çalışılacak iki tür vardı, ama o gece yalnızca I. sibirica’nın genel görünümünü çizebildim.
18 Haziran
Yine sabahın beşi, gerçek bir maraton. Asıl hedefim I. sibirica’yı resmetmekti; ama çiçekler iyi durumda değildi ve yalnızca bir tomurcuk yavaşça açılmaya çalışıyordu. Onu beklerken I. spuria üzerinde hızlı bir çalışma yaptım. O günkü öğleden sonra ikiye kadar her iki örnek üzerinde aynı anda çalıştım: birinin çiçeğini çiz, diğeri açılıyor, ona geç, yapraklar, kesitler, fotoğraf, pres, boya... Maraton dedim ya! Sonunda her iki türün de çizim ve renk çalışmalarını hallettim, yine de istediğim kadar veri toplayamadım. Bütün türleri saksıya ekip eve döndük.
19–20 Haziran
Evde, saksıdaki bitkilerle durmaksızın çalıştım. Sahip olduğum her üç örneği, sonradan pişman olmamak için, defalarca çizdim ve boyadım. Bu arada tüm o yolculuğa rağmen tomurcukların bir kısmı çiçek açmaya devam ediyordu — bu da beni şanslı bir ressam kıldı. Günün sonunda yorgunluktan bitik düştüm, ama elimde tamamlanmayı bekleyen üç süsen türü vardı!
Bitkilerin Türkçe İsimleri
Iris junonia — Toros süseni
Iris sibirica — Çayır süseni
Iris spuria subsp. musulmanica — Yayla süseni
Iris aphylla — Taş süseni
Iris peshmeniana — Peşmen süseni
Iris kirkwoodiae — Maraş süseni