Castanea sativa, Fagaceae familyasından kestane ağacı — ve Fırtına Vadisi'nin, memleketim Çamlıhemşin'in en büyülü ağaçlarından biri. Yapraklarındaki binbir yeşil tonu, meyvelerinin ilgi çekici yapısı ve ihtişamlı görünüşünün ötesinde, bu ağaçtan her bakımdan yararlanmaktayız. Bir ağaç hem bu kadar güzel, hem de bu kadar faydalı olabilir miymiş — kestane olabilir.
Baharda kestane çiçekleri açtığında bu büyülü ormanlar daha da büyülenir; tatlı koku her yanı sarar ve arılar için festival zamanı başlar. Kestane çiçekleri, bölgemizin en özel ürünü olan kestane balının ana kaynağıdır. Koyu rengi ve acı tadıyla her derde deva olduğuna inandığımız bu bal gerçekten çok özeldir — en azından bizim için.
Sonbaharda ağaçların sarıya, turuncuya ve kahverengiye bürünmesiyle dağlar altından yapılmış gibi parlar. Bereketli bir yılsa ağaç kestane kusar; beş dakika ormanda yürüyün, avuç avuç kestane toplayabilirsiniz. Köylüler sevinçle toplarken, ayıların da yemek partisi başlar.
Bir gün Çamlıhemşin'i ziyaret etme şansınız olursa, dağlarla ve ormanlarla inanılmaz bir uyum içinde konumlanmış ahşap evler göreceksiniz. Kendine özgü mimarisiyle bu evlerin tamamı kestane ağacından yapılmıştır. Zamanla rengi koyulaşan bu ahşap, ormanın yeşili ve kışın beyazıyla olağanüstü bir ahenk oluşturur. Üstelik son derece dayanıklıdır; yüzyıllarca ayakta kalır. Ama işlemesi sabır ister: ahşabın tam anlamıyla kuruyabilmesi için en az yirmi yıl beklemek gerekir. Atalarımızın ne kadar sürdürülebilir bir yaşam anlayışına sahip olduğunun en güzel kanıtı bu. Ne oldu da bu yoldan çıktık, bilemiyorum. Şimdilerde bu büyülü ormanları ve ihtişamlı dağları çirkin beton yapılar sarmakta — gerçekten üzücü.
Yıllardır bu vadide yaşayıp, en sonunda bu topraklar için bu denli değerli olan kestane ağacını resmedebilmek ne büyük bir ayrıcalık. Kendimi şanslı hissediyorum.
Köylü arkadaşlarıma çok teşekkür borçluyum; en taze meyvelerin ağacın en tepesinde olduğu düşününce, onların yardımı olmadan bu örnekleri almam imkânsızdı. Bir gözüm dallarda, diğer gözüm yere dökülen kestanelerde, bir kulağım da ayı sesi gelir mi diye tetikte, birlikte keyifli bir orman yürüyüşü yaptık ve örneklerimi atölyeme getirdim. Uzun bir aradan sonra yaptığım en büyük resim oldu bu. 70 × 100 cm boyutunda Fabriano 5 kâğıdı üzerinde çalıştım. Resmin uzun sürmesinin asıl nedeni kâğıdın büyüklüğü değil, bitkinin inanılmaz ayrıntılarıydı. Zaman zaman o ayrıntıların içinde kendimi kaybettim.
Örneklerini Ekim 2019'da topladığım bu çalışmayı Mart 2020'nin ortasında tamamlayabildim. Aradaki sürede kurslar ve projeler olduğu için tam zamanlı bir çalışma değildi, ama sanırım yaklaşık iki ayımı aldı. Resmi tam bitirdiğimde Covid-19 Türkiye'yi de sardı; her şey gibi tüm seyahat planları da iptal oldu. Ben de bu küçük yazıyı yazacak zamanı bulabildim.
Umarım okurken sıkılmadınız ve kestane resmini beğendiniz. Umarım, gerçekten umarım.